Makalelere dön

Öykü · 23 Eylül 2019 · 10 dk okuma

Dünden Kalan

-Kime bakıyorsun Hikmet. -Baksana şuraya beyaz gömleği üstünde el örgüsü hırkası, başındaki şapkası, elindeki muhtemel ceviz ağacından oyma olan ve işlemeleri ile göz kamaştıran bastonu. Yüzündeki tebessüm gamzelerindeki huzur ve dudağındaki virt ile saatlerdir çınar ağacının altında oturmuş ecdadın yaptığı Selahattin camisine bakıyor. Takip etmedin mi hiç dikkatini çekmedi Ahmet. -Ahmet; sen diyince fark ettim hayrdır inşallah bir sıkıntısı mı var acaba diye birbirlerine baktılar. -yanına varalım mı? Olur. İkisi de üniversite öğrencisi olan Ahmet ve Hikmet caminin etrafındaki selvi ağacının altında oturmuş notlar alıyorlardı. Aldığı notu memleketinden getirdiği dedesinin işlediği deri çantaya koydu. Çantayı her boynuna astığında kendini huzurlu hisseder ve sanki dedesinin yıllardır emeği boynunda asılıyormuş hissi verirdi. Yavaş yavaş emin adımlarla yaşlı amcanın oturduğu çınar ağacının yanına yürümeye başladılar. Bol şalvarı ile sakin ve hareketsiz bir halde elindeki 99 lük kuka tespihini tek tek çekerken yüreğinden gelen Allah lafzı dudağının arasından çıkıyordu. Ahmet her adımında huzura kavuşuyor amcaya baktığında dedesi gözünün önüne geliyordu. Oda her sabah namazdan evvel uyanır. Eskilerin sözüdür derler ki güneşi üstüne uyandırmıyacan diye. Yan komşusu bakırcı Rüstem’in hediye ettiği göz nuru geometrik motiflerle süslü ibriğini doldurur Edeple abdestini alır suyu israf etmezdi. Torunu ahmedin odasına kapıya üç kez vurarak girer hadi evladım demeden Ahmet yatağından kalkmış üstünü giymiş ve abdestini almış olurdu. Bunu gören dedesinin yüreğine düşen huzur gözlerine ve pamuk olmuş sakalının altındaki gamzelerine yansırdı. Bir anda bunlar aklına geldi ahmedin ve yüzünde tebessüm oluştu. Çınarın altındaki yaşlı amcanında yüzünde dedesininkine benzer bir huzur hali vardır. Yüzündeki kıvrımlar, göz kapaklarının altındaki çizgiler, alnının üstündeki iz evet bu dedi aynı dedemin siması, Selamaleyküm amca; Ve aleykümselâm evlat; Ahmet ve Hikmet Yaşlı amcanın dizlerinin dibine çöktüler. Ahmet gayri ihtiyarı amcanın bir elini avucunun içine alarak. Muhterem amcacım saatlerdir burada oturuyorsun, uzaktan dikkatimizi çektin inşallah huzurdasındır. Maşallah evladım ne güzel söz söyledin öyle. Ne dedim ki amcacım; ne demedin ki evladım 92 yaşındayım bu kadar tatlı söz çoktandır duymadım “İnşallah huzurdasındır” bu lafın kıymeti büyüktür. Herkese nasip olmaz evlat huzurda bulunmak dedi. Ahmet ve Hikmet birbirlerine bakarak şaşırdılar. İnşallah bizlere de nasip olur amcacım, Amin Evlat

Hayrdır bir sıkıntınız derdiniz yoktur inşallah sizi böyle saatlerdir burada görünce endişelendik. Yaşlı amca Çok şükür emaneti taşıyoruz. Bize verilen süre dolana kadarda taşıyacam Rabbim imandan ayırtmasın evlat. Ben dedi, kelimeleri tane tane söyleyişi Ahmet’te derin iz bırakıyor, her kelime usta bir sanatçının çalışması gibi tek tek yerine gidiyordu. Minare ustasıyım ben, benim babamda minare ustasıydı onun babası da yani evlat anlayacağın 500 yıllık minare ustasıyım. Evim hayat çeşmesi deriz biz tabi siz gençler bilemezsiniz o çeşmeyi şimdilerde harabe haline geldi. Ah ecdadın kemikleri sızlıyor sormayın koruyamadık dedi ve gözlerinden yaşlar döküldü. Ben konuyu değiştirmek istedim ama amca devam etti. Bakın evladım evim dört sütun üzerine yekpare mermerden yapılan ve mermere incelik katan bir zarafetle işlenen hayat çeşmesi sokağında minareci Naim dersen herkes tanır. Evlatlar dinimiz güzelliğe, güzel davranışa, güzel duymaya ve güzel yapmaya, güzel olanı güzel bir şekilde gerçekleştirmeye büyük önem ve öncelik verir. Biz Müslümanların herhangi bir davranışı üç şekilde yapar. Öncelikle inancın gereği yapar, sonra o davranışı imanının gereği olduğu için yapar yaptığı işi ise nasıl yaptığı ise o davranışa ahlak katar, estetik katar işte biz Müslümanların herhangi bir hareketi bu üç aşamada olur. O yüzden eski ustalar buna dikkat eder inancın gereği olarak zanaatını gösterirdi. Kimisi bakırcı ustası olur, kimisi mermerci ustası, kimisi benim gibi minare ustası olurdu. Şunu unutmayın ki evlat her olay, her davranış Müslüman dünyasında ihsanın (güzelin) gerçekleşmesi için hakikat, marifet ve ahlaka dayanır. Neden mi burada saatlerdir oturuyorum. Sultanahmet Caminin minaresini Dedemin dedesi yapmış. Bir medeniyeti anlamanın en kısa ve kolay yolu zanaatkarlarının bıraktığı eserlere yani sanata bakarak anlarsın. Bu bazen bir minare olur, bazen yekpare bembeyaz Afyon mermerinden yapılmış tek gözlü çeşme olur, bazen şeyh Galip’in bir şiiri olur, bazen tespih tanesi ve bazen de mihrabın üstündeki hat levhası olur. İnançla yapılan sanat dedi bütün insanlığa hitap eder ve bu bir denge içinde olur. Dengeyi bozduğunuz zaman ortaya şimdiki garabet taş bloklar çıkar. İşte evlat ondandır saatlerdir şu güzelim mabede bakıyorum. Her bir işlemesi, kıvrımı, kubbesi beni medeniyetime götürür. Nedir o bilir misin? evlat İslam Medeniyetinin yaşamda hayat bulmuş halidir. Ahmet ve Hikmet ağızları açık, bağdaş kuruş amcayı canı gönülden dinliyorlardı. Naim amca bir ara durdu yahu sizi sormadık ezan vakti değil siz esas hayırdır evlat. Hikmet söze atıldı Naim amca ben mimarlık fakültesi öğrencisiyim, Ahmet’te Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisi dersimiz İslam ve Estetik üzerine olunca ecdadı yaptığı bir camiyi merkeze almak onu incelemek için buradayız. Ama Naim amca biz bişey demeden sen bizim direk ders konumuza girdin ondan sessiz bir şekilde ve hayretle dinlemeye başladık. Maşallah Maşallah dedi ve nur yüzüne bir tebessüm yerleşti. Ahmet içinden Naim amca Hızır olabilir mi diye düşünde başparmağına dokundu ve içinden gülümsemesi yüzüne yansıdı bunu fark eden Naim amca Hızır değilim merak etme dedi. - Naim amca, vaktiniz var mı evlat. - Evet Naim amca vaktimiz var. - O vakit gelin caminin en kıymetli yerine gidelim namaz vakti gelene kadar islamin hayatımızdaki her alanda nasıl göründüğünü konuşalım.

- Olur bize İslam’ın sanata bakışını ve hayatın neresine dokunduğunu anlatır mısın Naim amca, sen kadim bir geleneğin temsilcisisin. - Tabiî ki anlatırım evladım biz bu geleneği size aktarmalıyız ki biriniz mimar biriniz sanatçısınız, sanatı yaparken mimari bir öğeyi yaparken neye dikkat etmeniz gerektiğini konuşalım. Amaç hakikate varmak evlat, sanatı da, estetiği de, şiiri de, resmide hep hakikate varmak için yaparız. Güzel olanı ortaya çıkarmaktır. Güzel nedir işte burası önemlidir evlat güzel yaradandır. Bir hadisi kutside şöyle der “Zira Allah her işte güzelliği (ihsan) farz kılmıştır. Güzellik Hakk’ın alem deki tezahürlerinin asli niteliğidir onun için İslam sanatın her zaman göz önünde bulundurur bu durumu. Bakın evlat İslam da din ve dünya diye iki ayrı mekan ayrımı yoktur. Hayatın her mekânını ve her türlü malzemeyi sürekli göz önünde bulundurduğu ilkelere sadakatle güzelleştirme yolunu bilmiştir. Yani anlayacağınız din ve estetik aynı istikamette yürümüşlerdir.

-Şu elimi tutun bakalım kalkayım da, -Ya Allah diyip doğruldu Naim amca her sözünde, her kelamında, her hareketinde güzel bir davranış vardı, incelik ve zarafetle ruhuna işlemişti. Anlattıkları ile bakış aşımızı değiştirmişti. Ahmet, Hikmet’e dönerek hiç konuşmadan ikisi de bu bir ders iyi almalı köklü bir usta olan Naim amcadan, İslam ve Estetiğini öğrenmeli, inancın hayatın her alanına nasıl nüfus ettiğini anlamalıydılar diye geçirdi içinden. Naim amca ayağa kalkmış bir elinde kuka tespihi vardı. Hikmetin gözü tespihe takılmıştı kendi cebindeki kukaya hiç benzemiyordu. Belli ki yıllardır Naim amcadaydı belki de tespih de dedesinden kalmaydı merakla tespihi incelemeye koyuldu. Tespihe yaklaştıkça koku duymaya başladı ama kendi kuka tespihi kokmuyordu şaşırdı. Kuka tespihi çektikce kokusu yayılır mis gibi etrafa dağılırdı tespihi çeken huzur bulur çektikce cekesi gelirdi ve çektikçe ağaç kendini sana bırakır yüreğinden gelen lafız tespihi onarır, güçlü kılar ve şekil verir. İşte İslam’ın en güzel örneği bir tespihe bile hayat vermesi ve onu yıllarca çekenin elinde hayat bulmasıydı. Hikmet şaşırdı, kendi kendine neler yaşıyoruz, nerden çıktı karşımıza Naim amca, mesleğe bakış acımızı sarsmıştı az sohbeti ile kim bilir daha neleri sarsacaktı. Yavaşça yürümeye başladılar. Naim amca yavaşça yürürken Hikmetin dikkatini ayağındaki deriden yapılma el işçiliği olan çarık çekti. Çarığın içindeki mest de el işçiliğiydi. Naim amca tüm görüntüsü ile üzerindeki tüm esvap ile bir yürüyen müze gibiydi. Elindeki tespihi, ayağındaki el işlemeli çarığı ve mesti, başındaki takkesi ve belindeki kemer yerine kullandığı göz nuru acem şalı insanı mest ediyordu. Naim amca, evlatlar her inancın kendi müntesipleri ve etkili olduğu kültür içinde yetişen sanatçıları, zanaatkârları, şairler üzerinde etkiye sahiptir eyer bu etki olmasaydı zaten sanat güdük kalırdı. Sanatımızın ana kaynağı Tevhit ve tenzildir. Mesela bizde resim gelişmemiştir. Ama Avrupa’ya gittiğinizde resim ve ikonoğrafya ulûhiyet derecesinde gelişmiştir. Lakin biz deki tevhit inancı buna musaade etmez biz sanatçılarda tevhit ilkesine göre hareket ederiz. Ahmet; Naim amcanın her konuşmasında, her kelimesinden etkileniyor ve sarsılıyordu. Naim amca dedi; Tevhit ve tenzih nasıl sanatımızı şekillendirir. Neden Batıdaki kiliselerdeki gibi bizim camilerimizde melek resimleri, peygamberimizin resimleri, cennet ve cehennem resimleri yok. Bunlar olsaydı daha bir güzel olmaz mıydı diye sordu. Bak evlat İslam sanatında antropomorfizme yani insanlaştırma sanatına sizin anlayacağınız tabirle eski Yunan sanatına benzemez. İslam, ulûhiyet temsil edecek şekilde takdim eden her türlü sanata karşıdır. Bu anlayış biz Müslüman sanatçılara yön verir. Bizim camilerimizde evlat resim ikonoğrafya yerine hat, tezhip, gelişmiştir. İslam sanatı tabiatın

taklidi ve tasviri değil, hakikat anlayışı çerçevesinde tekrardan düzenlemesi ve insan hayatını bütün yönleriyle yüceltmektir. Naim amca konuştukça Hikmet ve Ahmet inançlarının hayatın her alanına girdiğini ve bu girişin bir hakikate ulaşmak olduğunu anlamaya başladılar. okudukları bölümün ne kadar önemli olduğunu fakat bu önemi inançla yaptıkları ölçüde kıymete bineceğini ve bir anlam kazanacağını anladırlar. -Hikmet; Naim amca bizler az önce bir cami bahçesinde selvi ağacı dibinde camiyi izlerken sizi gördük. Belki de bu bir tevafuktur. Dün gece okuldan çıkarken Ahmet’e nereye gidelim ders için nereyi örnek alalım dediğimde hele bir sabah olsun bakarız demesi canımı sıkmıştı bu kadar önemsiz davranması beni tedirgin etmişti. Ahmet söze atıldı ben önemsemediğimden değil dedi sadece aklımda bir yer yoktu. Hikmet; sabah iki cıtır simit aldım. Naim amca bilirsin öğrenci için simit vazgeçilmezdir. Naim amca güler.. Ahmeti aradım telefon baya çaldıktan sonra uyandı oo arkadaş daha yatıyorsun dedim. Namazdan sonra az içim geçmiş dedi. Hadi nerde buluşuyoruz karar verdin mi dedim. Ahmet telefonda direk burayı söyledi. Simitleri aldım seni bekliyorum caminin dibindeki kıraathanede yarım saate ordayım. Ahmet; önceden belirlediğim bir yer değildi burası biranda dilimden çıkıverdi iyi ki burayı demişim ve iyiki seni tanımışım Naim amca dediler. Naim amca evladım her işte her oluşta, bir nasip vardır. Sizin ders çalışmanız ve not almanız gerekiyordu buraya geldiniz. Benimde ruhumu dinlendirmek, medeniyetimi izlemek ve huzur bulmak için gelmiştim gördünüz mü bu buluşma nelere vesile oldu Elhamdülillah. Simitler nasıldı çocuklar, İyiydi, namazdan sonra arzu edersen Naim amca kıraathanede tekrar simit, çay ile ayrıca karşıdaki Hacı abinin yerinden yağlı bir koyun peyniri alıp yeriz. Evladım sabah simit, öğlen simit dokunmasın sonra size, Ahmet ve Hikmet utanarak alıştık da Naim amca az önce söyledik ama belki canınız çekmiştir sohbeti namazdan sonra orda devam ettiririz diye düşündüm simit ve çayda sohbete katık olurdu. Tamam inşaAllah hele namazımızı eda edelim olur. Ahmet; Naim amca İslam, sanat eserinde hakikati neden temsil ve mazmun yani fizikötesi ile bağlantısında soyutlamaya neden çok önem verir. Naim amca, Ahmet maşallah ne derin sorular bunlar evlat 92 yaşındayım zorlama beni. Estağfurullah amca sadece hep ilgimi çekmiştir. Bak evladım İslam, yaptığı her türlü sanatta görünende görünmeyeni, değişende değişmeyeni yakalamak ve gösterme gayretindedir. Görünmeyen nedir evlat diye sordu. Ahmet ve Hikmet birbirlerine bakarak, Yaradandır diye bildiler. Evet evlat görünmeyen hakikattir. Hakikat ise Hakk’dır Misal bir atı olduğu gibi aksettirmek yerine onu soyutlamaya bireyselliğini ve tabiliğini öldürmeye yönelmiştir. Batı dünyasındaki gibi ulûhiyet yoktur. At attır. Belli bir at değildir herhangi bir attır evlat.